Belçika, Avrupa’nın mevcut iklim krizinin kırılganlığı en keskin hissedilen noktalarından biri olarak öne çıkıyor. Haziran ayı sonunda yaşanan sıcak hava dalgasında görülmemiş derecede yüksek ek ölüm oranları kayda geçti; normalin iki binden fazla üzerinde ölüm, sadece kısa bir süreye sığdı. Üstelik bu oran, benzer iklimlere sahip Hollanda ve Fransa’yla karşılaştırıldığında neredeyse iki kat fazla. Söz konusu istatistikler, aslında bir sağlık krizinin çok ötesinde, kentleşmenin, toplumsal dengesizliklerin ve kamu planlamasının ciddi zaaflarına işaret ediyor.

Özellikle dikkat çekici olan, Belçika’da şehirleşme modeli ve konut mimarisinin bu krizde oynadığı rol. Kentsel alanlarda ısı adası etkisi, yetersiz yeşil alan ve yanlış inşa politikaları, yaz sıcaklarının toplum üzerindeki ölümcül baskısını katlıyor. Valon ve Flaman bölgeleri arasındaki belirgin farklar, kamu sağlığı ve yerel yönetim politikalarının uyumsuzluğunun trajik bir sonucu gibi görünüyor. Flaman’ın dahi Hollanda ve Fransa ortalamasının üzerinde ölüm artışı yaşaması, ülke genelinde altyapı ve hazırlık eksikliğini gözler önüne seriyor.

Ölüm oranlarının Kuzey Fransa’da Belçika’yı yakalarken, aynı Fransa’nın güneydoğusunda anlamlı bir artış görülmemesi ise toplumların sıcak dalgalarına adaptasyon düzeyinin önemini çarpıcı şekilde ortaya koyuyor. Alışılmışın dışındaki aşırı hava olaylarını yönetmek, eskiden yeterli görülen şehir yapılanmalarıyla mümkün değil.

Özetle, Belçika’daki bu dramatik ölüm artışı; iklim değişikliğinin, düzensiz kentleşmenin ve sosyo-ekonomik eşitsizliğin toplum sağlığı üzerinde nasıl üst üste binen, ölümcül bir etki yarattığına dair ibretlik bir örnek. Yapılaşma modellerinin ve kent planlama stratejilerinin acilen gözden geçirilmesi, yeşil alanların artırılması ve kırılgan nüfusun korunmasına ilişkin yeni bir kamu politikası setinin inşası kaçınılmaz hale geliyor. Avrupa’nın geri kalanı için bu, yaşanmakta olan krizin bir fragmanı ve çok net bir uyarı niteliğinde.